Asr-ı Saadetle insanlığın tanıdığı vera, tâbiûn ve tebe-i tâbiîn döneminde âdeta semavîleşti ve her mü’minin gaye-i hayali hâline geldi. Bu dönemde idi ki, Bişr-i Hâfî’nin kızkardeşi, Ahmed İbn Hanbel’e gelerek: “Yâ İmam! Ben çok defa dam üstünde iplik büküyorum.. bazen de devlet memurları ellerinde meşaleler oradan geçiyorlar ve elimde olmayarak o ışıktan da istifade etmiş oluyorum.. bu ipliğe haram karışıyor mu?” deyince, koca imam hıçkıra hıçkıra ağlar ve “Bişr-i Hâfî’nin hânesine, şüphenin bu kadarcığı bile bulaşmış bir şey girmemeli.” fetvasını verir.